Tüm gün güneş vurmuş tenime,
Çekilmiş, oturmuşum bir gölgeye
Gözümü kapatmış, sakince
Oturmuş, denizi dinliyorum.
Sıcaktan kavrulmuşken tenim
Maviye takılmış gözlerim.
Elimde bir tek kalemim,
Oturmuş, denizi dinliyorum.
Dalganın her kıyıya çarpışı
Güneş'in denize yansıması,
Her nefeste ayrı tadı,
Oturmuş denizi dinliyorum.
Ufukta görünen ince bir çizgi,
Kulağımda hafif bir ezgi
Aklımda onun sesi,
Oturmuş denizi dinliyorum.
Fatma Pınar ÜNER
27 Aralık 2016 Salı
12 Aralık 2016 Pazartesi
Açlık
AÇLIK
Evinin sıcacık kapısından içeri girdiğinde
Bir annenin sana çaresizce baktığı andır
Belki de bir babanın işten aç bir halde gelip
Tokmuşçasına, memnunmuşçasına gülümsediği bir çift dudaktır.
Kimisi bir kap suya, bir parça ekmeğe muhtaçken
Diğerinin masasından artan belki de sadece o kadardır
O aç karınların sebep olduğu acılı gözler
İnsanın en çaresiz kaldığı andır.
Sadece yemeğe değil sevgiye,mutluluğa aşka da acıkır, susar insan
Elinde kalan zavallı kırık bir kalple kalır kimi zaman
O kalbin yarası aşkla sarılır,
Aşk gerçek aşk olur karşındakine işlediği zaman.
Fatma Pınar ÜNER
Evinin sıcacık kapısından içeri girdiğinde
Bir annenin sana çaresizce baktığı andır
Belki de bir babanın işten aç bir halde gelip
Tokmuşçasına, memnunmuşçasına gülümsediği bir çift dudaktır.
Kimisi bir kap suya, bir parça ekmeğe muhtaçken
Diğerinin masasından artan belki de sadece o kadardır
O aç karınların sebep olduğu acılı gözler
İnsanın en çaresiz kaldığı andır.
Sadece yemeğe değil sevgiye,mutluluğa aşka da acıkır, susar insan
Elinde kalan zavallı kırık bir kalple kalır kimi zaman
O kalbin yarası aşkla sarılır,
Aşk gerçek aşk olur karşındakine işlediği zaman.
Fatma Pınar ÜNER
10 Aralık 2016 Cumartesi
ASLA
ASLA İZİN VERME
Hayatta öyle zamanlar gelecek ki, biz mutluluktan kör olmuşken bir anda hayatı bize durduracak, bizi bir uçurumdan düşürüyormuş gibi hissettirecek... İşte buna asla izin verme!
Kendi hayatında yol alırken zorluklarla elbet karşılacaksın.Elbet hayattan bıktığın zamanlar olacak, mutsuzluk belki de ansızın kapını çalacak.Belki hiç gitmez dediğin kişiler arkasına bakmadan seni bırakacak, belki de sana karşı iyi gözüküp arkadan binbir türlü oyunlar çevirecek.Hatta duygularınla oynayacak! Seni insanların içinde hiç düşünmeden, terbiyesizce yargılayacak! Tüm bunlar seni üzecek, belki kıracak, biraz da düşündürecek ama sonucunda güçlendirecek.Seni belki de zaafından vazgeçirecek, daha aklı başında biri yapacak.
Şunu unutma biri arkasına bile bakmayıp gittiyse mutlaka bir sebebi vardır ve buna birşey diyemezsin.Sadece bundan sonra iki yolun olduğunu bilmelisin.Ya o güne takılı kalmak, asla unutmadan gözünü köreltip sessiz, sakin, hayattan tat almadan yaşamak ya da hatayı bulup kendine çeki düzen verip tekrar düştüğün yerden ayağa kalkmak.Sen işte seçeceksin o anda bunu.Hayat sana elbet oyunlar oynayacak, o gözlerinden iki yaş damlası elbette düşecek.Ama orada bunun suçlusunun kim olduğu önemli.Sor kendine değer mi değmez mi?Değerse sonuna kadar ağla demek ki gerekiyor.Değmezse asla arkana son bir kez bile olsa bakma, çiz üstünü geç.
Seninle oynayanlar, seni bir o kadar güçsüz sananlar senin gerçek yüzünü bilmezler asla.İçeride ne yaşadığını bilemezler hiçbir zaman.Sadece kendi mutlulukları önemlidir onlar. için.Hatta kendi mutlulukları için herşeyi silip atabilirler.Sen asla unutma ki sen güçsüz değilsin, hatta bunlara karşı durabildiysen en cesur, dirençli kişisin ve böyle kal.Asla kendinden ödün verme, hayatına böylelerini sokma.Yoksa bir girerler, çıktıklarında her yeri kırıp, döküp giderler, gitmezlerse de bir kenarda durmaları bile seni rahatsız eder.
Sana yanındakiler yetmez mi?Seni zaten her halinle seven, koruyanlar... Ailen, yakınların belki de evcil hayvanın belki de sokakta yürürken ayağına dolanan bir kedi.Hayatta hep bu tarz küçük yerlerde ara mutluluğu ve kimsenin bunu eline alıp mutluluğunu çöpe atmasına izin verme.Asla duygularınla oynanmasına izin verme.
ASLA!
Fatma Pınar ÜNER
Hayatta öyle zamanlar gelecek ki, biz mutluluktan kör olmuşken bir anda hayatı bize durduracak, bizi bir uçurumdan düşürüyormuş gibi hissettirecek... İşte buna asla izin verme!
Kendi hayatında yol alırken zorluklarla elbet karşılacaksın.Elbet hayattan bıktığın zamanlar olacak, mutsuzluk belki de ansızın kapını çalacak.Belki hiç gitmez dediğin kişiler arkasına bakmadan seni bırakacak, belki de sana karşı iyi gözüküp arkadan binbir türlü oyunlar çevirecek.Hatta duygularınla oynayacak! Seni insanların içinde hiç düşünmeden, terbiyesizce yargılayacak! Tüm bunlar seni üzecek, belki kıracak, biraz da düşündürecek ama sonucunda güçlendirecek.Seni belki de zaafından vazgeçirecek, daha aklı başında biri yapacak.
Şunu unutma biri arkasına bile bakmayıp gittiyse mutlaka bir sebebi vardır ve buna birşey diyemezsin.Sadece bundan sonra iki yolun olduğunu bilmelisin.Ya o güne takılı kalmak, asla unutmadan gözünü köreltip sessiz, sakin, hayattan tat almadan yaşamak ya da hatayı bulup kendine çeki düzen verip tekrar düştüğün yerden ayağa kalkmak.Sen işte seçeceksin o anda bunu.Hayat sana elbet oyunlar oynayacak, o gözlerinden iki yaş damlası elbette düşecek.Ama orada bunun suçlusunun kim olduğu önemli.Sor kendine değer mi değmez mi?Değerse sonuna kadar ağla demek ki gerekiyor.Değmezse asla arkana son bir kez bile olsa bakma, çiz üstünü geç.
Seninle oynayanlar, seni bir o kadar güçsüz sananlar senin gerçek yüzünü bilmezler asla.İçeride ne yaşadığını bilemezler hiçbir zaman.Sadece kendi mutlulukları önemlidir onlar. için.Hatta kendi mutlulukları için herşeyi silip atabilirler.Sen asla unutma ki sen güçsüz değilsin, hatta bunlara karşı durabildiysen en cesur, dirençli kişisin ve böyle kal.Asla kendinden ödün verme, hayatına böylelerini sokma.Yoksa bir girerler, çıktıklarında her yeri kırıp, döküp giderler, gitmezlerse de bir kenarda durmaları bile seni rahatsız eder.
Sana yanındakiler yetmez mi?Seni zaten her halinle seven, koruyanlar... Ailen, yakınların belki de evcil hayvanın belki de sokakta yürürken ayağına dolanan bir kedi.Hayatta hep bu tarz küçük yerlerde ara mutluluğu ve kimsenin bunu eline alıp mutluluğunu çöpe atmasına izin verme.Asla duygularınla oynanmasına izin verme.
ASLA!
Fatma Pınar ÜNER
5 Aralık 2016 Pazartesi
Hayat
HAYAT
Kimine göre yepyeni başlangıçlarla doluyken,
Kimine göre bir çok şeyin bitişi olabiliyor.
Güneşin bir doğuşuyla tüm günümüz birden aydınlanırken,
Batışıyla içimizdeki benlik bir süreliğine kenara çekiliyor.
Belki bir serçenin su birikintisinden içtiği su,
Kimi zaman da bir kedinin gelip bize sürtünüşü,
Kimi zaman köpeğimizin yüzümüzü yalayıp bizi uyandırışı,
Bütün bunlar hayatımıza renk katıyor.
Eşit şartlarda olmasa da bir şekilde yaşıyor herkes,
Dünyanın en uç yerinden bile selamlaşabiliyor herkes,
Sadece bir anlık olaylarla değişebiliyor herkes,
Zamanın kıymetini bilen yaşıyor hayatı.
Bir anda yüzünü güldürse
Kimi zaman seni ağlatsa da
Hayatın içinde olmak ve yaşadığını hissetmek,
Her anıyla hayatı tatmak insana güç veriyor.
Sıkıntılarını dertlerini paylaşarak azaltmak
Mutluluk ve sevinçlerini paylaşarak çoğaltmak
Gözünü bir anda çevirip minik bir ayrıntıya bakmak
Kendini sana yeniden hissettiriyor, seni ayağa kaldırıyor.
Hayatı doya doya yaşamak,
Her güzel güne huzurla başlamak,
Annenin sıcacık günaydın sözüyle uyanmak,
Yaşamanın güzelliğini vurguluyor.
Fatma Pınar ÜNER
Kimine göre yepyeni başlangıçlarla doluyken,
Kimine göre bir çok şeyin bitişi olabiliyor.
Güneşin bir doğuşuyla tüm günümüz birden aydınlanırken,
Batışıyla içimizdeki benlik bir süreliğine kenara çekiliyor.
Belki bir serçenin su birikintisinden içtiği su,
Kimi zaman da bir kedinin gelip bize sürtünüşü,
Kimi zaman köpeğimizin yüzümüzü yalayıp bizi uyandırışı,
Bütün bunlar hayatımıza renk katıyor.
Eşit şartlarda olmasa da bir şekilde yaşıyor herkes,
Dünyanın en uç yerinden bile selamlaşabiliyor herkes,
Sadece bir anlık olaylarla değişebiliyor herkes,
Zamanın kıymetini bilen yaşıyor hayatı.
Bir anda yüzünü güldürse
Kimi zaman seni ağlatsa da
Hayatın içinde olmak ve yaşadığını hissetmek,
Her anıyla hayatı tatmak insana güç veriyor.
Sıkıntılarını dertlerini paylaşarak azaltmak
Mutluluk ve sevinçlerini paylaşarak çoğaltmak
Gözünü bir anda çevirip minik bir ayrıntıya bakmak
Kendini sana yeniden hissettiriyor, seni ayağa kaldırıyor.
Hayatı doya doya yaşamak,
Her güzel güne huzurla başlamak,
Annenin sıcacık günaydın sözüyle uyanmak,
Yaşamanın güzelliğini vurguluyor.
Fatma Pınar ÜNER
3 Aralık 2016 Cumartesi
ÖZGÜVEN
Özgüven nedir diyerek yazıya başlasak daha doğru olur.Özgüvenin kendimce tanımı; insanın kendini en doğru şekilde ve şartlar ne olursa olsun değişmeden ifade edebilmesidir.Kendimizi, düşüncelerimizi nasıl idare edersek hayatımızı da idare etmeye başlarız yavaşça.Sonra arkadaş çevremizdeki insanlar artar, arkadaşlıklarımız gelişir.Ve o insanlar da bizi yansıtır.Bazen bizim bir bakışımızdan ya da ses tonumuzdan rahatça bizi anlar hale gelirler.
Özgüvenli olmak öyle önemli birşeydir ki…Hayattan zevk almak için, yaptığımız işlerde başarılı olmak için ve sağlıklı kararlar verebilmemiz için olmazsa olmaz bir özelliktir.Her insanda da olmaz bu hissiyat.Kim onu içinde hissederse, kendi olmayı seçerse onu gelir ve bulur adeta.İnsanlar özgüvenlerini kazanmakta ya da dışa yönelik bunu göstermede genellikle zorluk çekebilirler.Ben de bu yazımı yazmadan çok makale okudum özgüven hakkında ve genellikle beğendiğim tavsiyeleri aklıma kazıdım.Hem bu yazıda bana yardımcı olması için hem de ileriki hayatımda da.
Bence her insanın içinde kendine ait birer özgüveni var ama kimisi bunu iyi yansıtır olmuş, kimisi ise gerek yaşadıkları sıkıntılar olsun gerek de kendi psikolojik kısıtlanmaları nedeniyle bunu içinin karanlıklarına gömmüş.Bu özgüven denen önemli özelliği kara ışıktan, tozlu yerlerden silip çıkartmak ve aydınlatmak gerekir.Önceden yaşanmışlıklar mı bizi rahatsız ediyor? Bizi kısıtlıyor?Geçmişten mutlaka ders almalıyız o halde ve gerekmeyen, canımızı sıkan ayrıntıların da üstünü karalamalıyız.Giden kişiler, geçen zamanlar, yaşanan olaylar…Hepsi bizi biraz daha geliştirir.Sonucu iyi olsun kötü olsun farketmez ders almakta.Eğer iyi sonucan ulaşırsak ne güzel, demekki doğru yolda olduğumuzu bir kez daha görmüş oluruz.Ama kötü bir sonuç alırsak, bu bizim için üstünde ayrı metodlar denememiz gerektiğini ve bunun bize bir tecrübe olduğunu anlatmaktan başka bir işe yaramaz.
İnsanlar bazen birilerine de özenebilir özgüven konusunda.Aa bak bu kız çok havalı, yada o nasıl kolayca, rahatça arkadaş ortamlarına giriyor diye düşünür.Sonra kendini sorgular hem de çok acımasızca.İşte bu anda kendimizi sorgulamak çok doğru bir davranıştır eğer ters giden birşeyler olduğunu farkedersek.Fakat sorgularken kimsenin aynı olmadığını, farklı hayatların bireyleri olduğunu da aklımızdan çıkarmamalıyız.Ayrıca kendimiz hakkında düşünürken hep kötü düşünüp içimizi karartmanın ne anlamı var? Kendi yeteneklerimizi bulup, onları keşfetmeli ve üstlerine gitmeliyiz.
Yapabildiğimiz ve yaparken rahat hissettiğimiz uğraşlara vaktimizi vermeli ve o anda nasıl düşündüğümüzü bir kenara not etmeliyiz.Daha sonrasında özgüvenimizi sarsan ya da içe itmeyi tetikleyen durumların ne olduğuna karar verip onlar da bir kenara yazmalıyız.Esas mesele bunları yazdıktan sonra karşılaştırmaya geliyor.İyi hissettiğimiz, kendimizi sevdiğimiz anlardaki düşünceleri yavaşça zorlandığımız zamanlarda aklımıza getirip kendimizi rahatlatmalıyız.Kendi kendimize telkinler verebiliriz.Aslında herşeyin bizde bittiğini belki de bizim bir lafımıza bakabileceğini ve işin o kadar da dışardan göründüğü gibi zor olmadığını kendimize defalarca söyleyebiliriz.Beynimiz zamanla bu gidişata alışacaktır.Bu denemelerimiz yavaşça davranışlarımız olup ilerisinde de karakterimize oturacaktır.
Özgüvenimizin karanlık taraflarını aydınlatma ve bize geri kazandırma yolunda ilerlerken çok önemli bir yolumuz daha var.Kendimize örnek birilerini bulmak.Mutlaka çevrenizde vardır.Ya hayat hikayelerinden etkilenmişsinizdir o insanların ya azimlerinden ya da edindikleri başarılardan.Şöyle bir düşünün.
Kendimden örnek vermem gerekirse, etrafımı sürekli dikkatli bir şekilde incelediğim için çoğu önemli kişileri örnek aldım.Bu yola en yakınlarım annem ve babamı incelemekle başladım.Onlardaki en çok dikkate aldığım noktalar çalışma azimleri ve istekleriydi.Gerek üniversite gerek ise çalışma hayatlarına bakarsak onlar benim için çok önemli birer örnek teşkil ediyorlar.Böyle ilerleyerek Atam’a kadar örnek aldım çeşitli insanları.
Bazen bir insanın geçirdiği ameliyat karşısında yılmayıp hayata devam edişi, bazen birisinin eski yaşamında çektiği zor koşullara rağmen hala yüzünde gülümsemenin eksik olmayışı, bazen bir kimsenin işte burada bitti dediği anda ona yeni kapıların açılmış olduğunu farketme anı…
Şöyle ki, biz bu hayatı en iyi şekilde ve kendimize en yararlı şekilde geçirmek üzere gönderildik.Bunu aklımızı kullanarak, insanlara saygı duyarak, kendimizi tanıyarak yapmaya bir yerden başlamalıyız.Çünkü bize bir kez bu hayatı yaşama hakkı veriliyor.Biliyoruz ki zamanımız da çok çabuk akıp gidiyor.Kendimizi nerede hayal ediyorsak onun için yılmadan çalışmalıyız.Şunu bilmeliyiz ki çalışanın mutlaka bir karşılığı vardır.
Bu hayatı yaşarken tabi ki zorluklarla karşılaşacağız, ayaklarımız kimi zaman taşlara takılacak.Ama hayat hep böyle değil bunu unutmamalıyız.Hayat her zaman sarsmaz.Biz hayatımızı yönetmeyi ele alırsak, sağlamca ve kendimize güvenli bir şekilde kararlar alırsak, kendimizi kazanmış oluruz.
Yaşımın küçük olmasıyla birlikte ben de sürekli birşeyler öğrenmek amacında elimde olan tüm kaynakları tırtıklamakla meşgulüm, hem bildiğim, öğrendiğim bilgilerle çevremdeki benim düşünceme değer veren insanlara yardımcı olmak, hem de kendi kişisel gelişimim hakkında olumlu bir aşama kaydetmek için ben de çabalıyorum.
Hayat devam ediyor.Biz ne zaman kendimize güven kazanmaya başlamayı düşünürsek, inanırsak başarmaya bir yarım yol kalmış demektir.Çalışıp, bu hayatta herkesin aynı problemleri bir anlık bile düşünmüş, yaşamış olabileceğini biliyorsak işimiz daha da kolay olacaktır.
Şunu unutmamalıyız ki, bu dünyada bir sürü insan var ve yeni kişilerle tanışmak, yeni yerler keşfetmek bizzat da kendimizi keşfederek hayatımızı öğrenmek, kendimize güvenip sağlam bir karakter olarak anın tadını çıkarmak bizim elimizde.Bir o kadar da yakımızda.
Başlamak mı istiyoruz yeniden kendinimize? Geçen zamanın arkasından çok mu düşündük, takılı kaldık, kendimizi harap ettik, esas anın tadını çıkaramadık? O zaman silkeleniyoruz ve kendimizi olduğumuz gibi kabullenip kendimize güveniyoruz.Hayatımızı tekrardan yazmaya başlıyoruz!
Fatma Pınar ÜNER 10-H 10546
Özgüvenli olmak öyle önemli birşeydir ki…Hayattan zevk almak için, yaptığımız işlerde başarılı olmak için ve sağlıklı kararlar verebilmemiz için olmazsa olmaz bir özelliktir.Her insanda da olmaz bu hissiyat.Kim onu içinde hissederse, kendi olmayı seçerse onu gelir ve bulur adeta.İnsanlar özgüvenlerini kazanmakta ya da dışa yönelik bunu göstermede genellikle zorluk çekebilirler.Ben de bu yazımı yazmadan çok makale okudum özgüven hakkında ve genellikle beğendiğim tavsiyeleri aklıma kazıdım.Hem bu yazıda bana yardımcı olması için hem de ileriki hayatımda da.
Bence her insanın içinde kendine ait birer özgüveni var ama kimisi bunu iyi yansıtır olmuş, kimisi ise gerek yaşadıkları sıkıntılar olsun gerek de kendi psikolojik kısıtlanmaları nedeniyle bunu içinin karanlıklarına gömmüş.Bu özgüven denen önemli özelliği kara ışıktan, tozlu yerlerden silip çıkartmak ve aydınlatmak gerekir.Önceden yaşanmışlıklar mı bizi rahatsız ediyor? Bizi kısıtlıyor?Geçmişten mutlaka ders almalıyız o halde ve gerekmeyen, canımızı sıkan ayrıntıların da üstünü karalamalıyız.Giden kişiler, geçen zamanlar, yaşanan olaylar…Hepsi bizi biraz daha geliştirir.Sonucu iyi olsun kötü olsun farketmez ders almakta.Eğer iyi sonucan ulaşırsak ne güzel, demekki doğru yolda olduğumuzu bir kez daha görmüş oluruz.Ama kötü bir sonuç alırsak, bu bizim için üstünde ayrı metodlar denememiz gerektiğini ve bunun bize bir tecrübe olduğunu anlatmaktan başka bir işe yaramaz.
İnsanlar bazen birilerine de özenebilir özgüven konusunda.Aa bak bu kız çok havalı, yada o nasıl kolayca, rahatça arkadaş ortamlarına giriyor diye düşünür.Sonra kendini sorgular hem de çok acımasızca.İşte bu anda kendimizi sorgulamak çok doğru bir davranıştır eğer ters giden birşeyler olduğunu farkedersek.Fakat sorgularken kimsenin aynı olmadığını, farklı hayatların bireyleri olduğunu da aklımızdan çıkarmamalıyız.Ayrıca kendimiz hakkında düşünürken hep kötü düşünüp içimizi karartmanın ne anlamı var? Kendi yeteneklerimizi bulup, onları keşfetmeli ve üstlerine gitmeliyiz.
Yapabildiğimiz ve yaparken rahat hissettiğimiz uğraşlara vaktimizi vermeli ve o anda nasıl düşündüğümüzü bir kenara not etmeliyiz.Daha sonrasında özgüvenimizi sarsan ya da içe itmeyi tetikleyen durumların ne olduğuna karar verip onlar da bir kenara yazmalıyız.Esas mesele bunları yazdıktan sonra karşılaştırmaya geliyor.İyi hissettiğimiz, kendimizi sevdiğimiz anlardaki düşünceleri yavaşça zorlandığımız zamanlarda aklımıza getirip kendimizi rahatlatmalıyız.Kendi kendimize telkinler verebiliriz.Aslında herşeyin bizde bittiğini belki de bizim bir lafımıza bakabileceğini ve işin o kadar da dışardan göründüğü gibi zor olmadığını kendimize defalarca söyleyebiliriz.Beynimiz zamanla bu gidişata alışacaktır.Bu denemelerimiz yavaşça davranışlarımız olup ilerisinde de karakterimize oturacaktır.
Özgüvenimizin karanlık taraflarını aydınlatma ve bize geri kazandırma yolunda ilerlerken çok önemli bir yolumuz daha var.Kendimize örnek birilerini bulmak.Mutlaka çevrenizde vardır.Ya hayat hikayelerinden etkilenmişsinizdir o insanların ya azimlerinden ya da edindikleri başarılardan.Şöyle bir düşünün.
Kendimden örnek vermem gerekirse, etrafımı sürekli dikkatli bir şekilde incelediğim için çoğu önemli kişileri örnek aldım.Bu yola en yakınlarım annem ve babamı incelemekle başladım.Onlardaki en çok dikkate aldığım noktalar çalışma azimleri ve istekleriydi.Gerek üniversite gerek ise çalışma hayatlarına bakarsak onlar benim için çok önemli birer örnek teşkil ediyorlar.Böyle ilerleyerek Atam’a kadar örnek aldım çeşitli insanları.
Bazen bir insanın geçirdiği ameliyat karşısında yılmayıp hayata devam edişi, bazen birisinin eski yaşamında çektiği zor koşullara rağmen hala yüzünde gülümsemenin eksik olmayışı, bazen bir kimsenin işte burada bitti dediği anda ona yeni kapıların açılmış olduğunu farketme anı…
Şöyle ki, biz bu hayatı en iyi şekilde ve kendimize en yararlı şekilde geçirmek üzere gönderildik.Bunu aklımızı kullanarak, insanlara saygı duyarak, kendimizi tanıyarak yapmaya bir yerden başlamalıyız.Çünkü bize bir kez bu hayatı yaşama hakkı veriliyor.Biliyoruz ki zamanımız da çok çabuk akıp gidiyor.Kendimizi nerede hayal ediyorsak onun için yılmadan çalışmalıyız.Şunu bilmeliyiz ki çalışanın mutlaka bir karşılığı vardır.
Bu hayatı yaşarken tabi ki zorluklarla karşılaşacağız, ayaklarımız kimi zaman taşlara takılacak.Ama hayat hep böyle değil bunu unutmamalıyız.Hayat her zaman sarsmaz.Biz hayatımızı yönetmeyi ele alırsak, sağlamca ve kendimize güvenli bir şekilde kararlar alırsak, kendimizi kazanmış oluruz.
Yaşımın küçük olmasıyla birlikte ben de sürekli birşeyler öğrenmek amacında elimde olan tüm kaynakları tırtıklamakla meşgulüm, hem bildiğim, öğrendiğim bilgilerle çevremdeki benim düşünceme değer veren insanlara yardımcı olmak, hem de kendi kişisel gelişimim hakkında olumlu bir aşama kaydetmek için ben de çabalıyorum.
Hayat devam ediyor.Biz ne zaman kendimize güven kazanmaya başlamayı düşünürsek, inanırsak başarmaya bir yarım yol kalmış demektir.Çalışıp, bu hayatta herkesin aynı problemleri bir anlık bile düşünmüş, yaşamış olabileceğini biliyorsak işimiz daha da kolay olacaktır.
Şunu unutmamalıyız ki, bu dünyada bir sürü insan var ve yeni kişilerle tanışmak, yeni yerler keşfetmek bizzat da kendimizi keşfederek hayatımızı öğrenmek, kendimize güvenip sağlam bir karakter olarak anın tadını çıkarmak bizim elimizde.Bir o kadar da yakımızda.
Başlamak mı istiyoruz yeniden kendinimize? Geçen zamanın arkasından çok mu düşündük, takılı kaldık, kendimizi harap ettik, esas anın tadını çıkaramadık? O zaman silkeleniyoruz ve kendimizi olduğumuz gibi kabullenip kendimize güveniyoruz.Hayatımızı tekrardan yazmaya başlıyoruz!
Fatma Pınar ÜNER 10-H 10546
27 Kasım 2016 Pazar
Kendinize ufak bir not
Bu hayatta kime değer verdiğine çok dikkat etmeli insan.Yeri geldiğinde orada olacağını sandığın kişiler uçup gidebiliyor çünkü birden.
Sonra ne mi oluyor? Herkes bir ve sen tekmişsin gibi geliyor sana.Ama sonra her daim seninle olanlar aklına geliyor.Samimiyetsiz insanların iki yüzlülükleri ise senden hiçbirşey eksiltmiyor.Hep iyiler kazanır.Bunu sakın unutma.Gidenin gitmesi için mutlaka bir nedeni vardır.Kendince haklıdır da.Ama sen kimse için özellikle de gittiği için hiç değişmemeli ve orada takılı kalmamalısın.
Birisi senin için vakit yaratmak yerine vakti olduğunda seninle olmak istiyorsa onu gözün kapalı hayatından çıkaracaksın.Çünkü bil ki o senin değerinin farkında değil.
Bu hayatta da kimsenin yaptığı yanına kalmıyor ayrıca.Etme bulma dünyası diye boşuna denmemiş bir kere.Ne ekersen onu biçersin.
Aslında kimse kimseden üstün değil, olamaz da.Sadece farklı.Herkesin ayrı inandığı şeyler, düşünceleri, duyguları ve kişilikleri var.
Ama şunu unutma
"SEN HERKESTEN FARKLISIN"
"SEN ÇOK GÜÇLÜSÜN"
Böyle kal.
Fatma Pınar ÜNER NO:10
Sonra ne mi oluyor? Herkes bir ve sen tekmişsin gibi geliyor sana.Ama sonra her daim seninle olanlar aklına geliyor.Samimiyetsiz insanların iki yüzlülükleri ise senden hiçbirşey eksiltmiyor.Hep iyiler kazanır.Bunu sakın unutma.Gidenin gitmesi için mutlaka bir nedeni vardır.Kendince haklıdır da.Ama sen kimse için özellikle de gittiği için hiç değişmemeli ve orada takılı kalmamalısın.
Birisi senin için vakit yaratmak yerine vakti olduğunda seninle olmak istiyorsa onu gözün kapalı hayatından çıkaracaksın.Çünkü bil ki o senin değerinin farkında değil.
Bu hayatta da kimsenin yaptığı yanına kalmıyor ayrıca.Etme bulma dünyası diye boşuna denmemiş bir kere.Ne ekersen onu biçersin.
Aslında kimse kimseden üstün değil, olamaz da.Sadece farklı.Herkesin ayrı inandığı şeyler, düşünceleri, duyguları ve kişilikleri var.
Ama şunu unutma
"SEN HERKESTEN FARKLISIN"
"SEN ÇOK GÜÇLÜSÜN"
Böyle kal.
Fatma Pınar ÜNER NO:10
29 Temmuz 2016 Cuma
Yeniden Ben...
Uzun zamandan sonra tekrardan selam!
Çok açtım arayı biliyorum maalesef.Son duyuruda bahsettiğim gibi sınavlar bitti, okul bitti.Yaz tatili de başladı ve bitecek kısa zaman sonra.
Ben çok fazla ayrı kaldım blogdan.Kendimden de diyebiliriz belki...Kendimi iyice kaybettim ki yepyeniden daha iyisiyle bulabilmek için.Şu anda buldum ve buradayım işte.Çok düşündüm yazı yazmazken.Her şeyi düşündüm.Gerek yaşadıklarımla, gerek birden anlamsızca değişen duygularımla, gerekse de umutlarım ve belki de hiçbir zaman ulaşamayacağım hayallerimle...Yaşımdan dolayı olsa gerek bu duygu karışıklıklarım.Daha fazla dibe inmeden kendini koruyup çıkarmayı bilmeli insan.Hayatımız bize bir kez verilmiş bir şans.İkincisi olmayacak.Bu yüzden her günümüzü sanki son günümüz gibi içimizden geldiğince, arkada düşünüp geri dönmeyi bekleyecek düşüncelerden kopmuşçasına yaşamak gerekli.
Hayat ne kadar zor olsa da biz öğreniyoruz her an.Anın kıymetini bu yüzden bilmek gerekli.Çünkü dün yaşandı, yarını kimse bilemez ama bir tek bildiğimiz ise şu elimizdeki dakikalar.Bu yüzden en kararlı halimizle kendimizin farkına varmalıyız.Kendimizi ne olursa olsun sevmeliyiz.Yok kiloluymuş yok saçı başı dağınık yok boyu kısa ya da uzun.Hepsi gelip geçici takıntılar.İleride ben neye takılıp zamanımı harcamışım diye pişman olmaktansa, bize verilen hayatı ve bedeni en iyi şekilde korumalıyız ve de hayatımızı doyasıya yaşamalıyız.
Bu yazıda benden bu kadar umarım herkes kendini ararken fazla kaybolmadan bulur.
Yazı düzeni yazın olduğu için değişti.Artık hızlanmak da gerekiyor.Kesin düzene oturunca bilgi vereceğim.
Beni hala takip edenlere teşekkürler.Yazılarımı keyifle okuyup kendinizi bulmanızı umuyorum bir parça da olsa.
Sevgiyle kalın, en önemlisi kendiniz gibi kalın!
Fatma Pınar ÜNER NO:9
Çok açtım arayı biliyorum maalesef.Son duyuruda bahsettiğim gibi sınavlar bitti, okul bitti.Yaz tatili de başladı ve bitecek kısa zaman sonra.
Ben çok fazla ayrı kaldım blogdan.Kendimden de diyebiliriz belki...Kendimi iyice kaybettim ki yepyeniden daha iyisiyle bulabilmek için.Şu anda buldum ve buradayım işte.Çok düşündüm yazı yazmazken.Her şeyi düşündüm.Gerek yaşadıklarımla, gerek birden anlamsızca değişen duygularımla, gerekse de umutlarım ve belki de hiçbir zaman ulaşamayacağım hayallerimle...Yaşımdan dolayı olsa gerek bu duygu karışıklıklarım.Daha fazla dibe inmeden kendini koruyup çıkarmayı bilmeli insan.Hayatımız bize bir kez verilmiş bir şans.İkincisi olmayacak.Bu yüzden her günümüzü sanki son günümüz gibi içimizden geldiğince, arkada düşünüp geri dönmeyi bekleyecek düşüncelerden kopmuşçasına yaşamak gerekli.
Hayat ne kadar zor olsa da biz öğreniyoruz her an.Anın kıymetini bu yüzden bilmek gerekli.Çünkü dün yaşandı, yarını kimse bilemez ama bir tek bildiğimiz ise şu elimizdeki dakikalar.Bu yüzden en kararlı halimizle kendimizin farkına varmalıyız.Kendimizi ne olursa olsun sevmeliyiz.Yok kiloluymuş yok saçı başı dağınık yok boyu kısa ya da uzun.Hepsi gelip geçici takıntılar.İleride ben neye takılıp zamanımı harcamışım diye pişman olmaktansa, bize verilen hayatı ve bedeni en iyi şekilde korumalıyız ve de hayatımızı doyasıya yaşamalıyız.
Bu yazıda benden bu kadar umarım herkes kendini ararken fazla kaybolmadan bulur.
Yazı düzeni yazın olduğu için değişti.Artık hızlanmak da gerekiyor.Kesin düzene oturunca bilgi vereceğim.
Beni hala takip edenlere teşekkürler.Yazılarımı keyifle okuyup kendinizi bulmanızı umuyorum bir parça da olsa.
Sevgiyle kalın, en önemlisi kendiniz gibi kalın!
Fatma Pınar ÜNER NO:9
22 Mayıs 2016 Pazar
DUYURU
Hepinize selam!
Blog düzeni artık baya bi kayboldu ama geri getirmek hala elimde.Bir hafta sonra sınavlarım başlıyor ve ben dersler yüzünden toparlanma aşamasına geçmiş durumdayım.Blog açılırken de bahsettiğim gibi buradaki yazılarımın devamlılığı derslerdeki ve hayatımdaki dengelerin yerinde olmasıyla sürecek.Derslerim benim için çok önemli ve dikkate değer bir çaba harcamak istiyorum.Son sınavlarım zaten, bitecek.Bu hafta ve sınav döneminde yazı paylaşımı yapamayacağım bilginiz olsun.Fakat daha sonrasında çok güzel, yepyeni yazılarla karşınızda olacağım.3 Haziran'a kadar sağlıcakla kalın!
Teşekkürler...
Fatma Pınar ÜNER NO:8
Blog düzeni artık baya bi kayboldu ama geri getirmek hala elimde.Bir hafta sonra sınavlarım başlıyor ve ben dersler yüzünden toparlanma aşamasına geçmiş durumdayım.Blog açılırken de bahsettiğim gibi buradaki yazılarımın devamlılığı derslerdeki ve hayatımdaki dengelerin yerinde olmasıyla sürecek.Derslerim benim için çok önemli ve dikkate değer bir çaba harcamak istiyorum.Son sınavlarım zaten, bitecek.Bu hafta ve sınav döneminde yazı paylaşımı yapamayacağım bilginiz olsun.Fakat daha sonrasında çok güzel, yepyeni yazılarla karşınızda olacağım.3 Haziran'a kadar sağlıcakla kalın!
Teşekkürler...
Fatma Pınar ÜNER NO:8
8 Mayıs 2016 Pazar
DUYURU
Arkadaşlar hepinize kısa bi aradan sonra tekrardan merhaba!
Biliyorum geçen hafta biraz aksattım bloğu.Ama bloğu açtığımda yaptığım uyarıya giriyor bu kısa verdiğim ara.Sınav haftam yaklaşıyor ve ben bugün çok güzel plan yaptım.Derslerim yüzünden iki gün aksattım bloğu özür dilerim.
Bu sınava hazırlanma temposunda elimden geldiğince gereken özeni göstereceğim bloğuma.
Herkesin hayalleri hedefleri vardır.Ben kendi hedeflerim için çok çalışmalıyım ve elimdeki zamanı iyi değerlendirmeliyim.
Bundan sonra hiçbir zamanımı boşa geçirmeyeceğim hep yararlı işler yapacağım ve mutlu olacağım.
Herkese başarılar...
Fatma Pınar Üner NO:7
Biliyorum geçen hafta biraz aksattım bloğu.Ama bloğu açtığımda yaptığım uyarıya giriyor bu kısa verdiğim ara.Sınav haftam yaklaşıyor ve ben bugün çok güzel plan yaptım.Derslerim yüzünden iki gün aksattım bloğu özür dilerim.
Bu sınava hazırlanma temposunda elimden geldiğince gereken özeni göstereceğim bloğuma.
Herkesin hayalleri hedefleri vardır.Ben kendi hedeflerim için çok çalışmalıyım ve elimdeki zamanı iyi değerlendirmeliyim.
Bundan sonra hiçbir zamanımı boşa geçirmeyeceğim hep yararlı işler yapacağım ve mutlu olacağım.
Herkese başarılar...
Fatma Pınar Üner NO:7
2 Mayıs 2016 Pazartesi
Sonbahar Kırıntısı
Yapraklar ağaçlarla son bir kez vedalaşırken,
Ben
de bu anı ölümsüzleştirirken,
Etrafa
bir bakarım ki,
Yeşillik
kendini turuncuya kaptırıvermiştir birden.
Sonbaharda
gezmek bir başkadır.
Sonbaharda
doğa bambaşkadır.
Benim
ise elimde kalan,
Bir
kalem ve bir kağıtla sonbahar adıyla yazdığım küçük kırıntılardır.
O
gün geldi çattı,
Ağaçlar
yapraklarını kuru dallara bıraktı.
Küçük
bir tırtıl geldi ve,
O
kuru yaprağı görüp kendini kedere bıraktı…
Sonbahar
başka bir güzel gelir diğer mevsimlerden.
Sonbaharda
herşey bambaşkadır fark edebilirsen.
Sonbaharda
hayat değişmiştir tamamen,
Elinden
gelense sadece kuru yaprağı biriktirmektir bazen.
Bizler
nasıl devam ederiz hayatımıza sonbahardayken?
Sıkıcı
mı olur hayat, bir rehavet mi çöker aniden?
Yoksa
kendini bu akışa bırakıp,
Pencerenin
önünde elinde bir kahveyle oturmak mıdır bize düşen?
29 Nisan 2016 Cuma
Duygularımız
Bu dünyada neyi amaç edindik? Bizi nasıl bir yaşam daha çok mutlu kılıyor? Olaylar karşısında nasıl davranıyoruz? İçimizdeki duygularımıza nasıl yön veriyoruz?
Bu tarz sorularla kendimizi tanıyabiliriz ama en önemlisi bir olaya, duruma karşı içimizde oluşan duygudur.Bu belki yepyeni dallanıp budaklanmaya başlayan bir sevgi kıvılcımı, hayallerimizin peşinde koşarkenki umutlarımız, belki de ne kadar çabalasak da bir şekilde bize geri ters tepen olaylar sonucunda yaşadığımız üzüntüdür...
Duyguların esiri olmalı mıdır insan peki? Duygusallık bi yere kadar derim ben ne kadar duygusal bir kişiliğim olsa da.Bir olay olduğunda soğukkanlılığımı korurum tabiki.Fakat bazen çok takılırım, bazen çok derin düşünürüm başka çıkarımlarda bulunurum gerekli gereksiz.Mantığımı da kullanmayı öğreniyorum bu aralar.Mantık ve duygu arasındaki bağı dizginleyebilenler başarır bence.Ne aşırı mantıklı düşünüp, duygusuz bir kişilik olmak gerek, ne de fazla duygusallığa kapılıp, gerçekleri görmezden gelmek...
Yaşamımız süresince hayat dersleri aldığımız noktalar çoktur böyle.Duygularımıza yön vermek bizim hayatı anlamlandırmamızla ortaya çıkar.Hayatın hangi ucundan tutuyoruz? Bunu sorgulamak gerek işte.Neye yarıyoruz, zamanımızı iyi geçirebiliyor muyuz? Olaylar karşısında biz gibi davranabiliyor muyuz?
Duygular o kadar hassastır ki birisi inşa edilmeye başladığında araya ufacık bir taş girerse bile yıllar sonra o taş tam çıkmadan sağlam bir bina inşa edemeyiz.Yine o kadar hassaslardır ki bazen bir insanın tek lafına bakar üzüntü hissetmesi ya da sevinçten uçması, bazen aldığı bir haber, bazen de bir çift bakış değiştirir insanı işte...
Hayattan zevk almak çok önemli, duygularımızı doruk noktasında hissedebilmek için.Her zaman iyi huylu duygular kapımızı çalmaz fakat bizdeki amaç her türlü durumda duygularımıza sahip çıkmaktır.Kapılıp gitmemek, elimizdeki hayatı parmaklarımız arasından kaydırmamamız gereklidir.
Duyular o kadar özeldir ki... Her tür duygunun insandan insana farklı anlarda yaşanmışlığı vardır.Belki iki kişinin birbirine sımsıcak bakması sonucunda sevgi duygumuz, belki bir çocuğun tüm parasını verip aldığı bir top dondurmayı yanlışlıkla yere düşürmesi sonucunda yaşadığı üzüntü duygusu onu esir alır.
İnsan duygularıyla da yaşayan bir canlıdır işte.Ön sezileri olur, duygularını hisseder sonra duyguları düşüncelerine dönüşüp daha sonra karakter ve en sonda da onun kişiliğini bile oluşturabilir.Aynı bir zincirin halkalarından en güçlüsü, insanda en çok etki bırakan parçasını örnek verebiliriz duygularımıza.
Kimsenin karşısında duygularımızı ezdirmemeliyiz.Karşılık bulsak bulmasak farketmez, sevgiyi en uç noktasında yaşamalıyız, ne kadar destekçimiz de olsa etrafımızda bazen gözümüzden düşen iki damladan bile güç almalıyız.Çünkü üzüntü duygusunu bile yaşayabildiğimiz için kendimizle gurur duymalıyız.
Duygularımızı kontrol ederek hayata tutunmalıyız.Bu hayatta arkamıza izler bırakıp hep umut dolu, duygularımızı en iyi koşullarda yaşayan biri olmalı ve mantığımızı da unutmadan mantıklı seçimler de yapmalıyız.Çünkü biz bunu hakediyoruz!

Fatma Pınar ÜNER NO: 5
Bu tarz sorularla kendimizi tanıyabiliriz ama en önemlisi bir olaya, duruma karşı içimizde oluşan duygudur.Bu belki yepyeni dallanıp budaklanmaya başlayan bir sevgi kıvılcımı, hayallerimizin peşinde koşarkenki umutlarımız, belki de ne kadar çabalasak da bir şekilde bize geri ters tepen olaylar sonucunda yaşadığımız üzüntüdür...
Duyguların esiri olmalı mıdır insan peki? Duygusallık bi yere kadar derim ben ne kadar duygusal bir kişiliğim olsa da.Bir olay olduğunda soğukkanlılığımı korurum tabiki.Fakat bazen çok takılırım, bazen çok derin düşünürüm başka çıkarımlarda bulunurum gerekli gereksiz.Mantığımı da kullanmayı öğreniyorum bu aralar.Mantık ve duygu arasındaki bağı dizginleyebilenler başarır bence.Ne aşırı mantıklı düşünüp, duygusuz bir kişilik olmak gerek, ne de fazla duygusallığa kapılıp, gerçekleri görmezden gelmek...
Yaşamımız süresince hayat dersleri aldığımız noktalar çoktur böyle.Duygularımıza yön vermek bizim hayatı anlamlandırmamızla ortaya çıkar.Hayatın hangi ucundan tutuyoruz? Bunu sorgulamak gerek işte.Neye yarıyoruz, zamanımızı iyi geçirebiliyor muyuz? Olaylar karşısında biz gibi davranabiliyor muyuz?
Duygular o kadar hassastır ki birisi inşa edilmeye başladığında araya ufacık bir taş girerse bile yıllar sonra o taş tam çıkmadan sağlam bir bina inşa edemeyiz.Yine o kadar hassaslardır ki bazen bir insanın tek lafına bakar üzüntü hissetmesi ya da sevinçten uçması, bazen aldığı bir haber, bazen de bir çift bakış değiştirir insanı işte...
Hayattan zevk almak çok önemli, duygularımızı doruk noktasında hissedebilmek için.Her zaman iyi huylu duygular kapımızı çalmaz fakat bizdeki amaç her türlü durumda duygularımıza sahip çıkmaktır.Kapılıp gitmemek, elimizdeki hayatı parmaklarımız arasından kaydırmamamız gereklidir.
Duyular o kadar özeldir ki... Her tür duygunun insandan insana farklı anlarda yaşanmışlığı vardır.Belki iki kişinin birbirine sımsıcak bakması sonucunda sevgi duygumuz, belki bir çocuğun tüm parasını verip aldığı bir top dondurmayı yanlışlıkla yere düşürmesi sonucunda yaşadığı üzüntü duygusu onu esir alır.
İnsan duygularıyla da yaşayan bir canlıdır işte.Ön sezileri olur, duygularını hisseder sonra duyguları düşüncelerine dönüşüp daha sonra karakter ve en sonda da onun kişiliğini bile oluşturabilir.Aynı bir zincirin halkalarından en güçlüsü, insanda en çok etki bırakan parçasını örnek verebiliriz duygularımıza.
Kimsenin karşısında duygularımızı ezdirmemeliyiz.Karşılık bulsak bulmasak farketmez, sevgiyi en uç noktasında yaşamalıyız, ne kadar destekçimiz de olsa etrafımızda bazen gözümüzden düşen iki damladan bile güç almalıyız.Çünkü üzüntü duygusunu bile yaşayabildiğimiz için kendimizle gurur duymalıyız.
Duygularımızı kontrol ederek hayata tutunmalıyız.Bu hayatta arkamıza izler bırakıp hep umut dolu, duygularımızı en iyi koşullarda yaşayan biri olmalı ve mantığımızı da unutmadan mantıklı seçimler de yapmalıyız.Çünkü biz bunu hakediyoruz!

Fatma Pınar ÜNER NO: 5
27 Nisan 2016 Çarşamba
Mutluluk
Yapmaktan zevk aldığın şey midir?Yoksa sana zevk veren şeyleri yapmak
Yaptığın her işi sever misin?
İşin her türlü sonucuna katlanarak.
İşte bu noktada ayrılır mutluluk ve mutsuzluk
Yaptığın işten zevk alırsan mutlu olursun.
Mutsuzluk yoluna yönelmeyip,
Kendi kalemindeki mürekkebin adını mutluluk koymuş olursun.
Herkesin bu mürekkebi bazen kurur, bazen de öyle bir gelir ki
Sonucu onları bile şaşırtıverir.
Önemli olan o zaman sadece bu mürekkep değil de,
Elinde tuttuğun kalemin değerini bilip ona uygun yol çizmektir.
Yollar bazen taşlarla dolar, bazen öyle bir düzlük çıkar ki karşına
Fren yapsan bile durmak istemezsin, ayağını kaptırıverirsin hayatın akışına.
Bazen de o taşlara ayağın öyle bir takılır ki
Sen daha freni ararken hayatın gaza basmış gidiyordur sonsuzluğa...
Sonsuzluk bu mutluluğa erişince mi eline geçer?
Mutluluk, sen o sonsuzluğa ulaşmak peşinde koşarken mi kapını çalıverir?
O kapının ardında,
Senin içindeki esas değerlerin yatıverir.
Değerlerini neye göre kararlaştırırsın kafanda?
Hayattan edindiğin bir bilgi, bir kişi?
Bunun sonucuna katlamak üzere yaşarsın hayatını
Bir mutluluk peşinde koşmak uğruna...
Cidden mutuluğu yakalayabilmiş misinindir acaba
Mutluluğu biliyor musundur o anda?
Beyninden geçir
Ve sadece gözlerini kapa.
Açtığında her şey değişecek.
Ya da senin istemediğin gibi elinden kayıp gidecek.
Gözlerini açtığında değiştirmen gereken mutsuzluğun içinse
Tut taşlarla dolu mutluluk yolunu ve hayatını öğrenerek yaşamaya başla.
Şimdi karar verdin mi düşüncelerine?
Senin için değerlere
Yaptığın her şeyin sonucuna
Mutluluk peşinde koşup hayatının zorluğu içine kendini sessizce bırakmaya...
Fatma Pınar ÜNER NO: 4
NOT:Hepinize tekrardan merhaba arkadaşlar! Bugün yazmaktan en çok keyif aldığım, duygularımı son noktasına kadar yaşayabildiğim, yazarken adeta içimden bir başka beni çıkaran, beni farklı bir kişiliğe bürüyen şiirin eşsiz tadı ile sizi buluşturmak istedim.Umarım hepiniz hayatın bir parçasında mutluluğu yakalarsınız...
Mutlu kalın!
25 Nisan 2016 Pazartesi
Farkındalık gerek!
Gelecek hakkında plan yapmayı, hayal kurmayı herkes sever.Ben de hayal kurmayı sevenlerdenim.Ayrıca gelecekte neler olabileceğini kafamda ihtimalleriyle değerlendirmeyi de severim.Fakat bazen benim de korku, kaygı, olumsuzluk ve karamsarlık kaplar içimi.Örnek vermek gerekirse;Bence gelecekte bundan tam 500 yıl sonra konuştuğumuz dillerdeki kelimelerin çoğu unutulup gidecek...Nasıl mı? Tahmin edip siz de bir kez düşünmüşsünüzdür.Gelin bu sefer de ben anlatayım size.
Diller, toplumları bir arada tutan tutkal niteliğinde canlı varlıklardır.Dili yok olmuş, defalarca aşınmış, başka dillerle karmaşaya girmiş şekilde tutup-tutmamak bizim elimizdeyken, bugünlerde bile çoktan 10 sözcüğümüzden 1'i aşınmaya uğramış, yabancı asıllı olduğu için dil yozlaşması insanlık problemlerinin en başında yer almıştır.
Dışarıdan bakıldığında birlik halinde, kendi kendine yeten bir toplum olarak gözükmek isteriz.Fakat günümüzde bizi biz yapan, birbirimizi anlamamızı sağlayan, en önemli iletişim kaynağımız dili yavaş yavaş ve en acısı da içten içe fark etmeden yok etme yolundayız.Sokağa bir adım atın, başınızı kaldırdığınızda yarısı Türkçe yarısı İngilizce, ya da tamamı İngilizce olan lokantaların sayısı çoğunlukta.Cafe mi demeliydim yoksa?Gösteri yerine şov, küresel yerine global, merhaba yerine naber, hoşçakal yerine baybay denilen günümüz toplumu artık o kadar alışmış ki bu kayboluşa...Düzeltmek ya da en azından tekrar ele almak, Türkçe'ye sahip çıkmak çok kolayken bir o kadar da zor geliyor insanlara...
"Dil, yapılması için herkesin bir taş koyduğu şehirdir." demiş Atatürk.Geçmişten günümüze o kadar emekle, uğraşla, toplumu bir arada tutabilmek uğruna, Türklüğü en derinden hissedebilmek adına var olan Türkçemiz, anadilimiz, kolay gelmedi bu zamana.
Bizlerse biraz daha gözümüzü açıp, kullandığımız kelimelere dikkat edip, Türkçe'nin önemini kafamıza kazımalı, ipler tamamen elimizden kaçmadan oturup sağlamca, toplumca, hep birlikte bu güzel eşsiz dilimize sahip çıkmaya başlamalıyız.
NOT: İlk paylaşacağım yazı çalışmam bloğumu oluşturmamdaki temel kaynağım, anadilimi anlatan bir yazı olsun istedim.En başta kendi kendime dilime sahip çıkmayı öğrenip, daha sonra bunları elimden geldiğince daha çok kişiye de duyurmayı bir borç biliyorum.Anadilimi seviyorum, onu korumayı ve bununla birlikte Türklük değerlerimizi her yerde ve her şekilde yansıtmaktan gurur duyuyorum.
Fatma Pınar ÜNER NO:3
20 Nisan 2016 Çarşamba
DUYURU
Merhaba arkadaşlar!
Bugün size ufak bir duyuru yapmak istedim.Bu duyuru yazılarımı hangi sıklıkla bloğuma koyacağımla ilgili olacak.Kafa karışıklığını önlemek ve daha düzenli bir blog düzeni kurmak için bunun önemini anladım.Şimdi yazıyorum.
Arkadaşlar, bloğumda yazı paylaşımlarım hafta içi;
- Pazartesi
- Çarşamba
- Cuma
olacak.
Sınav haftası nedenleriyle ya da bazı önemli işler nedeniyle arada aksaklıklar olma ihtimali olsa da ben bu bloğu çok yüksek hayaller kurarak açtım bu yüzden elimden geldiğince bu düzeni korumaya devam edeceğim.
Bu duyurudan sonraki ilk yazım haftaya pazartesi bloğumda yerini alacak.Hafta sonu da ilhamlar için bana kalsın değil mi :)
Anlayışınız için teşekkür ediyor, bundan sonraki ilk yazımda sizi mutlu ve yazılarımdan hoşnut bir şekilde görmeyi umuyorum.
Hepinize mutlu, sağlıklı, başarılarla dolu günler dilerim...
Fatma Pınar ÜNER NO:2
Bugün size ufak bir duyuru yapmak istedim.Bu duyuru yazılarımı hangi sıklıkla bloğuma koyacağımla ilgili olacak.Kafa karışıklığını önlemek ve daha düzenli bir blog düzeni kurmak için bunun önemini anladım.Şimdi yazıyorum.
Arkadaşlar, bloğumda yazı paylaşımlarım hafta içi;
- Pazartesi
- Çarşamba
- Cuma
olacak.
Sınav haftası nedenleriyle ya da bazı önemli işler nedeniyle arada aksaklıklar olma ihtimali olsa da ben bu bloğu çok yüksek hayaller kurarak açtım bu yüzden elimden geldiğince bu düzeni korumaya devam edeceğim.
Bu duyurudan sonraki ilk yazım haftaya pazartesi bloğumda yerini alacak.Hafta sonu da ilhamlar için bana kalsın değil mi :)
Anlayışınız için teşekkür ediyor, bundan sonraki ilk yazımda sizi mutlu ve yazılarımdan hoşnut bir şekilde görmeyi umuyorum.
Hepinize mutlu, sağlıklı, başarılarla dolu günler dilerim...
Fatma Pınar ÜNER NO:2
17 Nisan 2016 Pazar
YENİ BAŞLIYORUZ
Hepinize Selam!
Bugün bloğumu açmanın verdiği mutlulukla birlikte heyecanımı kontrol altında tutmaya çalışıp bu dizeleri yazmaya çalışıyorum.Yazı yazmanın bana verdiği keyif tarif edilemez derecede büyük ve eşsiz.Kafamdaki düşüncelerimi dışarıya dökmek, sesimi daha fazla kişiye ulaştırabilmek benim için olmazsa olmaz bir mutluluk.
Bu bloğu açmamla umuyorum ki yazılarım daha fazla kişiye hitap edecek.Benim düşünceme ortak olan insanları bulma, onlardan destek alma şansım olacak.Blog sahibi tanıdıklarımın bana bloglarını anlatırkenki yaşadıkları heyecan ve özgüven beni etkilemiştir bugüne kadar hep.Ben de artık başkalarına kendi bloğumun olduğunu söyleyebileceğim ve beni bir de iç dünyamı görerek tanımaya başlayacaklar.
Size kendimi tanıtayım, böylece işe başlamak benim için daha kolay olur.Ben Fatma Pınar Üner.16 yaşındayım.Lise 1. sınıfım.Bir tane köpeğim var ismi Bonnie ve iki tane de kuşum var onlar da Fıstık ve Fındık:) Hayvanları çok severim onların hep bizden farklı ve eşsiz bir kalbe ve düşünceye sahip olduklarını düşünürüm.Hayvanlara merhamet göstermeyi yaşamım boyunca bir borç olarak bilirim.Boş zamanlarımı kitap, dergi okuyarak, yeni güncel haberleri öğrenme yolunda zaman harcayarak geçiririm.Keman çalmayı video izlemeyi ve derslerime çalışmayı çok severim.İnsanın asıl amaçları uğrunda yaptığı işler bence onu en çok mutlu edecek şeylerdendir.Keman çalmak demişken, 6 yıldır bana emek veren ve saygı duyduğum, benim için çok özel bir yere sahip olan çok özel hocamdan birebir ders alıyorum.Başta voleybol olmak üzere , futbol, basketbol oynamayı, yüzmeyi, koşu yapmayı çok seviyorum.Arkadaşlarımla dışarıda vakit geçirmeyi, sinemaya gitmeyi, kahve içmeyi seviyorum.
Hayatımın en güzel döneminde olduğunu biliyorum ve bu bloğu açtıktan sonra hep kendi adıma yararlı ve beni mutlu eden şeyler yapmayı planlıyorum.Sonuçta vakit nakittir demişler.
Artık hayatımın çok özel bir parçası olan yazı yazmayı sizlerle de elimden geldiğince paylaşmayı düşünüyorum ve yazılarımı sevmenizi umuyorum.Herkesin hayali gerçek olsun, kendinizi bir parça da benim yazılarımda umarım bulursunuz.Bu yol daha yeni başlıyor!
Fatma Pınar ÜNER/ NO:1
Bugün bloğumu açmanın verdiği mutlulukla birlikte heyecanımı kontrol altında tutmaya çalışıp bu dizeleri yazmaya çalışıyorum.Yazı yazmanın bana verdiği keyif tarif edilemez derecede büyük ve eşsiz.Kafamdaki düşüncelerimi dışarıya dökmek, sesimi daha fazla kişiye ulaştırabilmek benim için olmazsa olmaz bir mutluluk.
Bu bloğu açmamla umuyorum ki yazılarım daha fazla kişiye hitap edecek.Benim düşünceme ortak olan insanları bulma, onlardan destek alma şansım olacak.Blog sahibi tanıdıklarımın bana bloglarını anlatırkenki yaşadıkları heyecan ve özgüven beni etkilemiştir bugüne kadar hep.Ben de artık başkalarına kendi bloğumun olduğunu söyleyebileceğim ve beni bir de iç dünyamı görerek tanımaya başlayacaklar.
Size kendimi tanıtayım, böylece işe başlamak benim için daha kolay olur.Ben Fatma Pınar Üner.16 yaşındayım.Lise 1. sınıfım.Bir tane köpeğim var ismi Bonnie ve iki tane de kuşum var onlar da Fıstık ve Fındık:) Hayvanları çok severim onların hep bizden farklı ve eşsiz bir kalbe ve düşünceye sahip olduklarını düşünürüm.Hayvanlara merhamet göstermeyi yaşamım boyunca bir borç olarak bilirim.Boş zamanlarımı kitap, dergi okuyarak, yeni güncel haberleri öğrenme yolunda zaman harcayarak geçiririm.Keman çalmayı video izlemeyi ve derslerime çalışmayı çok severim.İnsanın asıl amaçları uğrunda yaptığı işler bence onu en çok mutlu edecek şeylerdendir.Keman çalmak demişken, 6 yıldır bana emek veren ve saygı duyduğum, benim için çok özel bir yere sahip olan çok özel hocamdan birebir ders alıyorum.Başta voleybol olmak üzere , futbol, basketbol oynamayı, yüzmeyi, koşu yapmayı çok seviyorum.Arkadaşlarımla dışarıda vakit geçirmeyi, sinemaya gitmeyi, kahve içmeyi seviyorum.Hayatımın en güzel döneminde olduğunu biliyorum ve bu bloğu açtıktan sonra hep kendi adıma yararlı ve beni mutlu eden şeyler yapmayı planlıyorum.Sonuçta vakit nakittir demişler.
Artık hayatımın çok özel bir parçası olan yazı yazmayı sizlerle de elimden geldiğince paylaşmayı düşünüyorum ve yazılarımı sevmenizi umuyorum.Herkesin hayali gerçek olsun, kendinizi bir parça da benim yazılarımda umarım bulursunuz.Bu yol daha yeni başlıyor!
Fatma Pınar ÜNER/ NO:1
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
