26 Temmuz 2017 Çarşamba

GÜCÜNÜN FARKINA VAR

 Hayatta yaşam savaşı veriyor herkes.Bu hayat öylesine karmaşık ki kimse monotonluğa, sabit bir duygu-düşünce anına sahip olamıyor.
 Hayat zor.Ama esas mesele şu ki onu zorlaştıran tam da biz, insanlar.Kişi, kendi kafasından kurdukları kadar var.Kısacası hayalleri kadar.Çoğuları düşünüyor, çok azı hayata geçiriyor.İşte burada da hayatın anlamı, zorluğu, değeri kişiden kişiye göre değişiyor.
 Kimi zaman yepyeni kararlar alıyorsun.Sonra tam bu sefer oldu derken bir anda her şey yerle bir oluyor.Kimi zaman tam da artık bitti derken kül olmuş olaylar, duygular yeniden canlanıyor.Belki de hayat her zaman ne olursa olsun yine de bir açık kapı bırakmak gerekir diyor.
 Siz ne düşünüyorsunuz? Hemen yakıp yıkılmalı mı her şey? Bir kibritle dağılmalı mı eskiler? Duygulara, harcanan zamana ne olacak? Yazık olmasın, olmamalı da.Belki de diğer yandan aniden bir an önce çöp edilmeli, yerle bir edilmeli bizi acıtan şeyler.Ne kadar çabuk kurtulursak o kadar çok yaklaşırız esas altta saklanmış, üstü tozlanmış mutluluğa.
 O mutluluk hiçbir zaman gitmesin içimizden, kalbimizden.Sevgi de, özlem de aşk da... Hepsi o kadar değerli ve özel duygular ki... Hakedene vermek, onlara sahip çıkmak ve onları özenle korumak gerek.Üstlerine düşülmeli, her tehlikeden uzak tutulmalı, tıpkı yeni doğmuş bir bebek gibi.Bu duygular olumlu olumsuz sonuçlar doğursa da bize insan olduğumuzu, yaşadığımızı hissettiriyor.Bazen sıcak havada üzerimize atılan bir kaç su damlası gibi bizi dimdik, zinde tutuyor.İçimizdeki bizi bize hatırlatıyor.
 Yıllardır peşimizdeki ve bir ömür de bizle devam edecek içsel gücümüzü ortaya çıkarıyor.Ne olursa olsun, ne yaşarsak yaşayalım, bize neler söylenirse söylensin, HAYATTAYIZ!
 Ayrıca bu kısa süreli ve sayılı günlerle geçen ömrümüzde güçlü olduğumuz kadar, zorlukları korkusuzca, ümitsizliğe kapılmadan göğüslediğimiz kadarıyla varız.
 Unutmayalım ki çok istediğimiz bir şey olmuyorsa, gün geçtikçe acı çektirmişse onu orada, tam da çoktan sararmış bir yaprağın yeşillenmesine ümit vermek gibi duygularımızın ve mantığımızın en uca kaydığı noktada bırakmak lazım.
 Hayat kısa, sana güçlü bir sen lazım.Ayaklarını yere basman lazım.Kendine güvenmen ve her şeye karşı dimdik durman lazım.
 Bu dakikadan sonra bırak gereksiz, işe yaramaz, yanına yakışmaz insanları, olayları ve bak yoluna.
 En azından BEN öyle yaptım!

PS:Şu anda Sabancı Üniversitesi'nin yaz okulunda odamdaki ranzadan çıkıyor tüm sesim.Size bu cümleleri iletebiliyorsam sevgili kuzenim Aslı'ya da bir teşekkür borçluyum on dakika diyip yarım saat bilgisayarını işgal ettiğim için:)

                                                                                                                      Fatma Pınar ÜNER

                                           

5 Temmuz 2017 Çarşamba

En iyisi kendini dinlemek

Gecenin bu saatinde kahve eşliğinde yazı yazmak geldi içimden.Konuyu ben de bilmiyorum, sormayın.
 Zaten hep geceleri sevdim ben.Ay ışığını, yıldızları, sessizliği…Gri ve mavi karışmış şu an gökyüzünde.Baktım, baktım.Baktıkça hep uzaklara daldım.En güzeli de bir yıldız kayması umuduyla gözünü yukarıdan boynun kırılana kadar ayırmamak.Hep yıldızların parıldayışını gördüm, sanki hepsi göz kırparcasına ışıldıyor bana.En çok da aya takılı kaldı gözüm, her zamanki gibi.Zaman zaman keyfi çok yerindedir, tamamını gösterir, bazen kızar yarısını gösterir, diğer yarısını kaçırır benden.
 Ama hiç değişemeyeceğim anlardan birisi de memleketimde, güzel İncesu’mda, sokakta sadece başıboş gezen köpeklerin tıkırtısını duymaya başladığım zamandaki, kafa boşalttığım, kendimi dinlediğim dakikalar.Ne bir araba, ne bir insan sesi.Evdekiler uyumuş, ben sadece kendimle kalmışım bir başıma.
 Oturur yargılarım kendimi işte böyle zamanlarda, değerlendiririm her şeyi, herkesi.Düşünürüm, özlerim belki.Belki yeniden hüzünlenirim, belki dudağımın kenarında ufak gülümseme belirir…Düşünmek, hatırlamak, yeniden o anı yaşamak güzel şey bence.Uçsuz bucaksız hayalleri düşünmek de en keyiflisi.Belki masmavi denizde olursun, belki yemyeşil ormanda, belki burada olursun, belki de sevdiğinin yanında.
 Ama en iyisi kendini dinlemek.
 Sessizliğin sardığı, içindeki senle kaldığın anda.

                                                                                         Fatma Pınar ÜNER